09 Ocak 2011

Lise günleri özlemin

Anlayamıyorum bunu. Sadece burada da değil, sözlükte de vurgulamışsın bunu. Lise günleri nedir ya? Benim kadar mutsuzdun sen de o günlerden. Önümde oturuyordun, bakıyordum sana ve sen hep umutsuzdun. Güldüğün zamanlar ne kadar doğal gülerdin ve bana hâlâ börek sözün var. Bak bunu hatırladığım ne iyi oldu.

Şizofren bir şair gibi yazdığımı fark ettim. Sadece iki kişinin anlayabileceği bir şeyi istediğinde buraya gelip okuyacak olan herhangi bir okuyucu için anlamlı kılmaya çalışıyorum. Halbuki tüm açıklığımla "Hepiniz burayı terk etmelisiniz. Burada size acı ve hüzün dışında hiçbir şey yok!" demeliyim. Burada bir her neyse vardı, o biraz daha mutluydu. Biraz daha umutluydu. Ama hiçbir zaman yeteri kadar olamadı. Ne şanslı ki hiçbir zaman benim battığım kadar batmadı da.

Yeniden Hayata

Ah be... Yazmış buraya eski dostum. Zaten değiştirdim onu, yok ettim blogun o halini. Yeniden hayata pek benlik değildi. Yeniden doğmak isteyen kim? Hiç doğmamış olmayı dileyen bri için ne ironikti. Bunu söylememiştim ona hiç, zaten ona kalmıştı blog, tek başına yazıyordu. Ben, pek çok şeyde olduğu gibi, bunda da onu yalnız bırakmıştım.
Şöyle bir şey var: Bazen sadece içinden akanı yazıyorsun. Bunu yaparken Yeniden Hayata gibi umut verici bir şeyi barındırmak istemiyor bünye. İkinci bir yaşama şansı verilemeyecek kadar çok mahvettim kendi hayatımı. Bana değil de, daha çok hak eden birine verilmesini isterim o hakkın. En nihayetinde benim hayatımın caps lock'ı sürekli kapalı. Küçük harflere, minimum'a indirgenmiş duygulara alışığım ben. En çok koyanı da o minimum'ların hayatımı bu derece etkileyebilmesi. Bazen düşünüyorum kendi kendime, bu hapsolduğum saygısız benlikte daha ne kadar zorlayabilirim kendimi? Dört ayak üstüne düşmemiş bir kedi şaşkınlığına sahibim. Aynaya bakmak bile istemiyorum: Sevmiyorum gözümdeki ölülüğü. Tezgahn üzerine serpilmiş balıkların gözünden hiçbir farkı yok. İçindeki fer bitmiş, tükenmiş. Mezardan sesleniyor bana. Çağırıyor beni.

Daha ne kadar direnebileceğim? Söyle bana her neyse, daha ne kadar?

23 Mayıs 2010

little children

pek cok guzel replik vardi filmde ama bir tanesi bilhassa dikkatimi cekmisti:

"You're a miracle, Ronnie. We're all miracles. Know why? Because as humans, every day we go about our business, and all that time we know... we all know... that the things we love... the people we love, at any time now can all be taken away. We live knowing that and we keep going anyway. Animals don't do that."

gecenlerde ikinci defa izledim filmi. icimde tuhaf bir his birakti. cocuksu isteklerimizle insani arzularimizin arasinda sikisip kalmanin getirdigi "status quo bias" denen zimbirti filan. sanirim biz daha anlayamadan gecip gidecek her sey, hayat.

arayis icerisindeyim gibi

baslamadan once not: bu igrenc klavye icin ozur diliyorum.

yasadigim anlardan nasil zevk alabilirim, bilmiyordum ve cesitli yollar denemeye karar verdim.

once dusunmeyi biraktim. beynim bos, sersem, saskindi, boylesi serbestligi hic yasamadigindan olsa gerek, surekli olarak ilgilenip yogunlasabilecegi seyler araniyordu. pek cok secenegim olmasina ragmen, izin vermedim kendime. dusunmeyi birakmam gerekiyordu ya, beynimin calismasini bir sure askiya almaliydim.

bir sure gecti boyle. nasil gectigini pek hatirlamiyorum, cunku sistemi devre disi birakmistim, fakat bu durumun hic ama hic hosuma gitmedigi asikardi, o kadarini sezebiliyordum. vazgectim.

bir sure asiri mutluluk haliyle gezinmeyi denedim. onume ne ciksa gulme potansiyelim vardi, bazi gunler eve dondugumde yanaklarimin agridigini hissediyordum hatta. etrafimdaki insanlarin cogunlugunun pozitif olmasi, ve belki de benim onlara ayak uydurabilmeyi basarmis olmam gibi bir sey soz konusu olabilirdi, fakat emin degildim yine de. bastiriyordum asagilardan kabaran olumsuz dusunceler silsilesini, ve ben bastirdikca bir yerlerde delik aciliyordu. yine vazgectim.

sonunda bir gun icimde ne varsa doktum yakin bir arkadasima. bunca seyi neden bu kadar uzun sure kendime sakladigimi sordu, bilmiyorum dedim. kendimi ona acabilmem daha yakin olmamizi sagladi ama. bu da beni mutlu etti. ilk defa demeyeyim, fakat acikcasi uzun zamandir ilk defa birilerine kendimi anlatabilmis olmamin getirdigi ferahligi ve mutlulugu yasadim. rol yapmama gerek yoktu artik, en azindan onun yaninda. bana kendimi iyi hissettirebilen az sayida insandan biri oldu, beraber yer icer, beraber calisir, beraber eglenir olduk. bana bir mutluluk kaynagi iste.

bunu bir kenarda sakladim. ne zaman istesem, ne zaman istesek beraber gulebiliyoruz cunku ve bir seyi zoraki yapmamanin verdigi rahatlik hissi bambaska bir sey.

simdilerde kendimi soyutlamayi deniyorum. eskiden uzak durdukca baskalarindan, onlari disaridan izledikce eglenirdim. bu durum beni tatmin ederdi, hala ediyor mu, meraktayim.

23 Ekim 2009

bilog

bazen açıp tekrar tekrar okuyorum buraya yazdıklarımı. "hey gidi günler!" diyorum. "nereden nereye..."

günlük benzeri bir şeylere sahip olmanın insan üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri var, sıralamak istiyorum:

olumlu yönler
  • nitelikli hatırlatıcılık işlevi
  • kendini daha iyi tanımada yardımcı
  • olaylara yaklaşım yönlerinde artış, gelişme sağlayıcı
  • okuyup okuyup "vay be, bunu da yazmışım, ne kötü" deyip gülmek için malzeme kaynağı
olumsuz yönler
  • hatırlanmaması gereken pek çok şeyi hatırlatma işlevi
  • "kendime inanamıyorum, ne kadar aptalmışım" diye hayıflanma artırıcı fonksiyon
  • "bunu da bu kadar ayrıntıyla buraya dökmüşüm ya, kaybettiğim zamana yazık" söylenmelerinde logaritmik artış sağlama aracı

olumsuz yönler daha az sanki. artırmaya çalışıyorum, artmıyor. güzel şey vesselam.

kabul ediyorum, daha güzel şeyler yazdığım (ya da yazmayı denediğim) zamanlar oldu.

27 Eylül 2009

İstanbul

Bu şehirde öğrendiğim en önemli şey, cumartesi günleri Beşiktaş'a gitmemenin ruh ve beden sağlığım için önem arz ettiği oldu.

Bir de, aklıma eseni bir yerlere yazmamın bana hiçbir şey kazandırmayacağını (baya iyi) belledim.

07 Ağustos 2009

Gece

Seviyorum bu şeyi. Hani lanet bir şekilde bağımlı olduğun yanlışların vardır ya, gece de onlardan biri. Hatta birincisi. Yanlış bir şey. Karanlık, sessizlik, acı...

Biliyorum bundan şikayet etme hakkına sahip değilim; ama yanlışlarımı itiraf edebileceğime inanıyorum. Geceyi seviyorum, bu konuda yalnız da değilim.
Herhalde bu kadar günah çıkarma yeterli acı içindeki isyankar benliğime.

Sonuçta aynı boktan dünyada aynı boktan amaçla yaşıyoruz: Ölmek.

22 Temmuz 2009

Baydım.

Birilerini çok özlemek neden doğamızda var, bilmek istiyorum. Gerçekten. Hani cidden baydım artık, seni, onu, bunu, anneyi, babayı, ananeyi, nineyi, dedeyi, bebeyi zartı zurtu özlemekten. Nedir bu be kardeşim, bütün dünyanın özleme ihtiyacına sponsor olmuşum gibi. Özleyip özleyip "Özledim beeeen" diye haykırıp yayayım mı insanlara zayıflıklarımı?

Home

14 Temmuz 2009

eller

mortifera,
saplantıya dönüşüyorsun, haberin yok.
seninle ilgili en çok merak ettiğim şey
konuşurken ellerini nasıl kullandığın.
neden bu, ben de anlamadım.
aman, zaten bu aralar sersem gibiyim.
istanbul sıcakları beni telef ediyor.
her gün 4 saat ders...
sıkıcı, yorucu.
ilk midterm kolaydı çok şükür.
ne diyordum? ah, eller.
mortifera, ev arkadaşımla aynı spor salonuna gidiyormuşsun.