xoxo
Neyse etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Neyse etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Mart 2009
Bahar
Blogumuza da bahar geldi. Bu renk bence güzel oldu, tabi klasik adam Neyse ne der, bilemiyorum... Kış sezonunu bitirdik. Zaman pozitif, rengarenk yazılar yazma zamanı... En azından benim için. Fakat birkaç günlüğüne yokum, şu matematik sınavını geçirdikten sonra patlatacağım bombaları.
14 Mart 2009
Umursamak, Umursanmamak
Beni içinde bulunduğum andan koparan iki şey var: Biri kitap okumak, diğeri de yazmak. İlkini koca koca Wiley kitaplarını okumak zorunda kalmadan önce (ders kitabı) şiir hariç her tür için sık sık gerçekleştirmeme rağmen, son zamanlarda beni alıp götürebilen tek şeyin kendimi ifade edebilme çabası olduğunu fark ediyorum. Bu ne kadar doğrudur bilemem tabi, tamamen hayal ürünü - klişeleşelim, 1 ve 0'lardan oluşan - bir dünyaya kendinizden bir şeyler katıyorsun. Düşününce bunu, hayli ürküyorum.
Birilerinin dünyasını dışarıdan izlemek ne kadar güzelse, izlenmediğini bildiğin bir dünyada yaşadığını bilmek de o kadar güzel. Çift taraflı bir sorun aslına bakarsan, kendi halinde kalmayı seçtiğin anlar ne kadar sık değişiyorsa, birileri tarafından umursanma isteğin de o kadar sık değişiyor. Diyeceğim o ki, birbirine bağlı fonksiyonlar bunlar. Haydi hepimiz hepimizi umursayalım. Ya da umursamayalım.
Aah, lise günlerinden bir şey hatırladım:
Neyse, her neyse, ikiniz de kendi kağıtlarınıza dönüyorsunuz, bir daha olursa ikinizinkini de alırım !
Whatever
Telefonu az önce kapadım. Zannediyorum bir şeyler yazmak istiyorum. Az önceki "deneme" yazımın burada blog işleri ile ilgili az miktarda bilgimin yüzüme vurucusu olarak kalmasını istediğimi söylemeden geçemeyeceğim bu arada.
Bir sözlükte okur olalı yıllar, yazmaya başlayalı ise henüz iki ay oldu. "her neyse" nin hikayesi, "Neyse"nin beni bir sözlüğe çağırmasından başlar tabi. Aramızda dönen şakasını söylemeyeceğim ama hedefimiz çok ünlü olmaktı, çok. Sevgili Neyse, parçası olduğumuz sözlükte bunu hayli başarmış olsa da, bendeki "her şeyden çabucak sıkılma eğilimi" bu noktada devreye girdi. Çok şey bilip çok entry yazamamak kötü bir şey, ama çok şey bilip yazmaya üşenmek daha kötü, bu kadarını söyleyeyim. Gerçi bunun senelerdir bilgisayar kullanmama rağmen hala on parmak metoduna geçemeyişimle de bir ilgisi olabilir, bilemiyorum.
Demek istediğim, arada bir, okunup okunmayacağını bilemediğim bu güzel blogda yazacağım, ve bunu da - sözsüz anlaşmalarımız gibi - kafama estiği anda, canım istediğinde yapacağım.
Görüşmek üzere.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)