Bu yaz için birkaç planım vardı. Zannediyorum yaz okuluna kalma planım bütün planlarımın önüne geçecek ve ben yine "öff bunaldım"larla dolu, güneşe çıkmaktan şiddetle kaçındığım bir üç ay geçireceğim. Yurda çıksam iyi olacak. En azından 559 C veya 43 R'lerin o iğrenç havasızlığını nemli ve sıcak İstanbul günlerinde çekmemiş olurum... Şimdiden nelere dertleniyorum.
beceriksiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beceriksiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Mart 2009
Gece
Şimdi fark ettim: Bugün gece ve gündüz süreleri eşitleniyor. Ve bugünden sonra günler uzayacak. Uzayacak, uzayacak... Çok sevdiğim gece kısmı olabildiğince az birkaç ay geçireceğim. Kendimi kötü hissediyorum. Ben yazın, gündüz uyurum, gece yaşarım. Gece yazarım, gece gezerim, gece yer içerim, gece konuşurum, gece gülerim, gece ağlarım, gece banyo yaparım, gece sinemaya giderim. Ama bu "gece"ler kısaldıkça modum düşüyor, hayatımdan çalındığını düşünüyorum, her gün, birkaç saatin.
Kanepe Tartışması
Şimdi bir daha düşündüm de, ben bu işlerden anlamıyorum. Az önce "Senden hiç iyi sevgili olmaz" eleştirisini aldım. Biraz ağır geldi. Niçin öyle diyorlar bana, anlamıyorum. Halbuki ben çok olgun ve anlayışlı bir insan olduğumu düşünüyordum... Öyleyim de. Bir kusurum var ama. Dokunmayı sevmeyen bir insan olabilir mi ? Benim o işte. Galiba o yüzden diyorlar. Sevgilim ayağını kucağıma uzatmak istediğinde buna itiraz etmemeliymişim. Tartışma konusu oldu resmen. Evet, bir ayak bacağıma değince hoşlanmıyorum. Birinden ayrılmak istediğimde kavgayı "Kanepede yatarken ayaklarını bacaklarıma sürüyorsun" diyerek çıkaracağım ve son noktayı öyle koyacağım. Evet, bu da bir sonraki hedefim olsun... Yoksa elbette, sevgilimin ayaklarına canım feda. Yanlış anlaşılmalara mahal vermeyeyim. Bu yazıyı "Sen uzaktan sevilmek için yaratılmışsın kızım, boşuna uğraşma, çok sevsen de ulaşılmaz kalmak için istemezsin seni seveni." diyen bir insan var, bir nankör, ona adıyorum...
Başlıksız Blog Yazısı
Neden bir anda böyle oldu, bilemiyorum. Şu bloga bile bir başlık bulamadık daha. Bir anda modum düştü. Bu deyimi de kimse anlamıyor, kendimi kötü hissediyorum. Galiba ben uydurdum, o yüzden. Bazı şeyler daha değişik olabilirdi, onu düşünüyorum. Farklı yollar seçebilirdim. Farklı insanlarla olabilirdim, farklı bir insan olabilirdim. Öyle zamanlar oluyor ki yaptıklarımdan hiç hoşlanmıyorum. Hayatın acayip dinamikleri var. En azından benim yaşadığımın. Bazen içimden ne hissettiğimi söylemek bile gelmiyor da yalan söylüyorum ya, işte o zaman, dürüst olayım, kendimi berbat hissediyorum. Tıpkı şu an yaptığım gibi yani. Bakmayın, hepinizi kekliyorum.
15 Mart 2009
Beceriksiz
Geçtim mutfağa, kendime yiyecek bir şeyler hazırladım. Bunu yaparken teflon tava, tahta kaşık, bıçak, sosis, domates sosu ve tereyağı kullandım. Büyük bir hevesle annemi arayıp "Anne, inanamazsın, kendime sosis kızartıyorum !" dediğimde "Nasıl yaptın ?" sorusunu duydum. Tarif ettim, "Su ekledin umarım, azıcık" dedi annem. "Öyle mi gerekiyordu ?" Öyle gerekiyormuş.
Sosisler azıcık yandı, ama olsun. Fıstık gibi akşam yemeği oldu.
Yalnız yaşamak o kadar da fena bir şey değil, mutfakta deneysel takılıp evi ateşe vermediğin sürece...
14 Mart 2009
Umursamak, Umursanmamak
Beni içinde bulunduğum andan koparan iki şey var: Biri kitap okumak, diğeri de yazmak. İlkini koca koca Wiley kitaplarını okumak zorunda kalmadan önce (ders kitabı) şiir hariç her tür için sık sık gerçekleştirmeme rağmen, son zamanlarda beni alıp götürebilen tek şeyin kendimi ifade edebilme çabası olduğunu fark ediyorum. Bu ne kadar doğrudur bilemem tabi, tamamen hayal ürünü - klişeleşelim, 1 ve 0'lardan oluşan - bir dünyaya kendinizden bir şeyler katıyorsun. Düşününce bunu, hayli ürküyorum.
Birilerinin dünyasını dışarıdan izlemek ne kadar güzelse, izlenmediğini bildiğin bir dünyada yaşadığını bilmek de o kadar güzel. Çift taraflı bir sorun aslına bakarsan, kendi halinde kalmayı seçtiğin anlar ne kadar sık değişiyorsa, birileri tarafından umursanma isteğin de o kadar sık değişiyor. Diyeceğim o ki, birbirine bağlı fonksiyonlar bunlar. Haydi hepimiz hepimizi umursayalım. Ya da umursamayalım.
Aah, lise günlerinden bir şey hatırladım:
Neyse, her neyse, ikiniz de kendi kağıtlarınıza dönüyorsunuz, bir daha olursa ikinizinkini de alırım !
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)