platonik aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
platonik aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2009

düşünce balonu

"şu an ne yaptığını merak ettiğin biri var mı?"
"hayır, yok. o aşkın emaresi. birilerini özlediğinin ifadesi. ve ben ne aşığım, ne de birilerini özlüyorum."
"anladım."
"senin kimi düşündüğünü biliyorum."
....

her gün onu göreceğim. her gün onunla konuşma fırsatım olacak. her gün kantinden çıkarken karşılaşacağız. gibi.

hissediyorum. şu günlerde okula ve derslere ve saireye katlanmamın bir sebebi varsa, o da o.

21 Mart 2009

Kanepe Tartışması

Şimdi bir daha düşündüm de, ben bu işlerden anlamıyorum. Az önce "Senden hiç iyi sevgili olmaz" eleştirisini aldım. Biraz ağır geldi. Niçin öyle diyorlar bana, anlamıyorum. Halbuki ben çok olgun ve anlayışlı bir insan olduğumu düşünüyordum... Öyleyim de. Bir kusurum var ama. Dokunmayı sevmeyen bir insan olabilir mi ? Benim o işte. Galiba o yüzden diyorlar. Sevgilim ayağını kucağıma uzatmak istediğinde buna itiraz etmemeliymişim. Tartışma konusu oldu resmen. Evet, bir ayak bacağıma değince hoşlanmıyorum. Birinden ayrılmak istediğimde kavgayı "Kanepede yatarken ayaklarını bacaklarıma sürüyorsun" diyerek çıkaracağım ve son noktayı öyle koyacağım. Evet, bu da bir sonraki hedefim olsun... Yoksa elbette, sevgilimin ayaklarına canım feda. Yanlış anlaşılmalara mahal vermeyeyim. Bu yazıyı "Sen uzaktan sevilmek için yaratılmışsın kızım, boşuna uğraşma, çok sevsen de ulaşılmaz kalmak için istemezsin seni seveni." diyen bir insan var, bir nankör, ona adıyorum...

18 Mart 2009

safçana bir kız

Ben
fazlaca garip
bir aşka tutuldum.
Öyle ki 
uyuyamıyorum
istesem de.

Der misin sen de
"Safsın, bilemezsin hem de
ne kadar.
Böyle olduğun günler
geçecek elbette.
Ama saflığın
İşte o senin en büyük artın."

Şimdi isterim ki lütfen
çektir git
kırıcı şeyler söylemeden ben,
sevgili iç sesim.

14 Mart 2009

Yan Etkiler

Bir itiraflar silsilesinin olmayacağını umarak başlıyorum...

Yapmam gereken yığınla işim olsa bile, eğer istemiyorsam, yapmaz oldum hiçbir şey. Hani öyle ki, olduğum yerden kalkıp su almaya gitmenin bile zor geldiği şu günlerde yalnızca üç şeyi düşünüyorum: Yaklaşan organik kimya sınavı, math 102 sınavı ve platonik aşkım. Başka şeyler de var tabi, ama aklımın yüzüme bir şeyler yansıtan kısmını bu konular işgal ediyor.

On sekiz yaşımı doldurduğum gün dünya farklı bir forma bürünmedi. Üniversiteye başladığım gün üzerime giydiğim kazağı 3 kez daha giydikten sonra - evet, gerçekten 3 kez daha giydim - dolabımın karanlık köşelerine ittim. Çok beğenerek aldığım gözlüğümden kurtulmak için harçlığımın geleceği günü bekliyorum. Sırtım fena halde ağrısa bile bilgisayarımı yerde kullanma alışkanlığımdan vazgeçemedim. Annem aradığında "çalışıyorum işte, ne yapayım" dedim ve yalan söyledim, pişmanlığı bir türlü geçemedi. Göz numaram bile senelerdir ilerlemedi. Beni uzun zamandan sonra gören herkesin dediği "sen ne kadar pozitif bir insan olmuşsun, çok iyi gördüm seni" türünden sözlere inanmak istesem de inanamıyorum. Daha doğrusu bundan korkuyorum. Değişmiş olmak düşüncesi beni ürkütüyor. Ama gülümsemeden duramıyorum !

Birinden hoşlanmanın bünyede yarattığı iki yönlü değişim var: Ya biraz daha karamsarlaşıyorsun, ya da iyice enerjik, coşkulu bir insan olup çıkıyorsun. Çok fena bir durum bence. Modumun hava durumuyla son derece ilişkilendirilebilir olduğu şu günlerde bir görünüp bir kaybolan güneşe kızgın olduğum kadar, sabah yağıp öğleden sonra gidiveren yağmura da tepkiliyim. Beni bukalemuna çevirdiği için memnundur herhalde Doğa Ana. Bütün bunlara rağmen, kendimi en berbat hissettiğim anlarda bile gülümsemekten kendimi alamayışım, yeni kararsızlıkları da beraberinde getiriyor, ki bu kısmı burada açmak istediğimi sanmıyorum.

Umduğumla sonuç arasında dağlar kadar fark oldu. En iyisi yazmayı bırakayım.